Çözümler

  • Hasta: Bir derdim var doktor hanım. Kime anlattıysam anlamadı.
  • Doktor: Nedir derdiniz?
  • H: Her yılın bir ayı suyun altında yaşıyorum ben!
  • D: Suyun altında yaşamakla ne kastettiğinizi biraz daha açıklayabilir misiniz?
  • H: Metafor yapmıyorum. Suyun altında yaşamak dediğimde gözünüzde ne canlanıyor? İşte onu kastediyorum.
  • D: Suyun içine giriyorsunuz; suyun altında görebilmek ve nefes alabilmek için gözlük ve şnorkel takıyorsunuz. Doğru mu anladım?
  • H: Hayır doğru değil. Yani, daha doğrusu, suyun içine girdiğim ve içinde kaldığım kısım doğru. Ancak alet edevatım yok, bahsettiğiniz gibi gözlük ve şnorkel takmıyorum.
  • D: Gözümde canlandırmaya çalışıyorum… Herhangi bir araç kullanmadan suyun altına giriyorsunuz ve bir ay boyunca suyun altında yaşıyorsunuz. Doğru mu anladım?
  • H: Evet, doğru anladınız.
  • D: Peki o zaman bana anlatabilir misiniz? Suyun altındayken nasıl nefes alıyorsunuz?
  • H: Bilmiyorum.
  • D: Dakikada bir başınızı sudan çıkarıyorsunuzdur büyük ihtimalle.
  • H: Hayır, çıkarmıyorum.
  • D: Peki, tamam, başınızı sudan çıkarmıyorsunuz! Nasıl nefes aldığınız konusunu bir kenara bırakıyorum, daha sonra konuya tekrar dönüp konuşuruz. Madem öyle, bana suya neden girdiğinizi anlatın.
  • H: Düşünmek için. Daha doğrusu… Nasıl açıklayacağımı tam bilemiyorum. Suyun içerisindeyken düşündüğüm doğru. Ancak bu eylemimin düşünmekten daha farklı bir amacı var. Buna amaç denilebilir mi onu da tam bilemiyorum. Bu bir oluş hali gibi. Şöyle ki… Yılın on bir ayı cıvıl cıvıl biriyim. Arkadaşlarımla görüşürüm, oldukça sosyalimdir; sinemaya, tiyatroya giderim, kitap okuma, fotoğraf kulüplerine katılırım, işimden memnun bir şekilde çalışırım, aklımı işime kolaylıkla verebilirim, iş arkadaşlarımla aram iyidir, keyfim yerindedir… Ancak yılın bir ayı, tam tarih vermek gerekirse yirmi sekiz Eylül ila yirmi sekiz Ekim arasında kendime çekilirim. Şimdi siz kendime çekilmemin ne demek olduğunu da soracaksınızdır. Yani, içimde bir ses –kuvvetle muhtemel ki iç sesimdir, başka ne olabilir? – beni kapanmaya zorluyor. Bu, öyle bir güç ki dış dünyadan soyutlamak zorunda kalıyorum kendimi. Evimde küçük bir yüzme havuzum var; üçe beş metre. Malum, Ankara’nın yaz sıcağı çekilmiyor. Boş ve sıcak zamanlarda biraz rahatlamak için yaptırmıştım.
  • D: Antalya mı burası Haldun Bey, Ankara’da nerede böyle sıcak!?
  • H: Rica ediyorum lafımı kesmeyin!
  • D: Özür dilerim! Buyurun…
  • H: Gelin görün ki son beş yıldır sadece sıcak yaz günlerinde değil, sonbaharın kışa dönen günlerinde de kullanmaya başladım ben bu havuzu.
  • D: Lütfen izin verin bir özetleyeyim; son beş yıldır, Ankara’nın bunaltıcı yaz sıcaklarında biraz olsun serinlemek niyetiyle yaptırdığınız üçe beş metrelik havuzunuza, her yıl yirmi sekiz Eylül’de giriyorsunuz, bir ay boyunca, yani yirmi sekiz Ekim’e kadar, nefes almanızı sağlayacak herhangi bir araç gereç kullanmadan suyun altında kalıyorsunuz, bu durum isteğiniz dışında oluyor, yani bir güç sizi dış dünyadan soyutlanmanız için bunu yapmaya zorluyor, suda kaldığınız – yaşadığınız da denilebilir aslında- bir aylık süre boyunca düşünüyorsunuz ve bu sürenin sonunda, yani yirmi sekiz Ekim’de, tekrar suyun dışına çıkıyor, karaya ayak basıyorsunuz. Doğru anlamış mıyım?
  • H: Çok doğru anladınız doktor hanım.
  • D: Bu durumun son beş yıldır böyle olduğunu söylediniz. Beş yıl önce önemli bir olay mı yaşadınız?
  • H: Evet doktor hanım. Öldüm!
  • D: Beş yıl önce öldünüz mü!?
  • H: Evet doktor hanım. Beş yıl önce öldüm.
  • D: Şu anda sizinle konuşuyoruz… Ve yaşıyor gibi görünüyorsunuz!
  • H: Evet şu anda yaşıyorum.
  • D: Bu nasıl oluyor? Beş yıl önce öldüğünüzü ve şu anda da yaşadığınızı söylüyorsunuz – ki yaşadığınızı ben de görüyorum. Bunu açıklar mısınız?
  • H: Tabii ki doktor hanım. Beş yıl önce ölmüştüm. Sonra dirildim.
  • D: Nasıl ölmüştünüz?
  • H: Beş yıl önce intihar ettim. Bir çukur kazdım ve gömdüm kendimi.
  • D: Kendinizi neden öldürdüğünüzü anlatabilir misiniz?
  • H: Tabii ki anlatabilirim doktor hanım. Ancak bunu anlatabilmem için on yıl öncesine gitmem ve orada olanları anlatmam gerekiyor.
  • D: Buyurun, sizi dinliyorum.
  • H: Şarkıcıydım ben. Bundan on yıl önce birkaç gece kulübünde sahne alıyordum. O gün yine sahneye çıkıp şarkılarımı söyledim. Yaklaşık iki saat sonra sesimi duymamaya başladım. Şarkıyı söylemeye devam ediyordum, farkındaydım, ağzımı kıpırdatıyor, ritim ile birlikte nefes alıp veriyor, şarkı söylermiş gibi fiziksel güç sarf ediyordum. Çevredeki insanlara baktım, kimisi kendi halinde takılıyordu, kimisi şarkıya eşlik ediyordu. Anladım ki çevreye yansıyan bir durum yoktu. Tuhaflık bendeydi. Zaman her zamanki gibi akıyordu. Nasıl olduğunu bilemeden şarkıyı bitirdim. Dinleyicilerden özür diledim ve sahneden indim.

Birden doğruldu yaslandığı koltukta, öne eğildi, dirseklerini dizlerinin üstüne koydu, başını da ellerinin arasına aldı. Heykel gibi kaldı. Sustu uzunca bir zaman. Kime göre uzunca bir zamandı o anda bilinemedi. Uzaktan bakınca doktor için zaman geçmek bilmiyor gibiydi. Ancak Haldun Bey kendisine geldiğinde anlaşıldı ki doktorun yelkovanı geride kalmış ya da Haldun Bey’inki ilerlemiş. Nereden baksan bir saat fark vardı doktor hanımla Haldun Bey’in saati arasında. Yine de zaman hızlı geçmiş diye düşünebiliriz. Çünkü Haldun Bey koca bir on yılı sığdırmıştı kendi saatine göre altmış, doktor hanıma göre beş dakikaya denk gelen zaman dilimi içerisine.

Haldun Bey ruhunda gördüğünde bu on yılı, bir saman balyası alev aldı. Sıcak bastı birden ortalığı ve aynı anda duman doldurdu odaları. Kaçmaya çalıştıkça Haldun Bey, “Yolu yok, belli ki boğulacağım.” diye düşündü. Herkes bilir ki ateşi söndürmezsen ya yanarsın ya da dumanında boğulursun. Haldun Bey henüz genç olduğunu düşündü ölmek için. Öksüre öksüre döndü gerisin geriye, içe doğru; dumanın içine, ateşin içine… Gözleri yanıyordu dumandan. İçi sıkışıyordu. İlerledikçe göğsü de ağrımaya başladı. Nasıl bir ağrımaydı bu? Onca zaman karanlıkta yaşıyormuşçasına bir ağrımaydı. Gök ve toprak mütemadiyen griymişçesine, ikisi bir taraftan sıkıştırıyormuşçasına, eli kolu kalkmıyormuşçasına bir ağrımaydı. Hâlbuki pek de öyle gelmemişti Haldun Bey’e dünya zamanında yaşarken. Şimdi ruh zamanına girdi diye mi böyle olmuştu? Alıştı yine de dumana. Geçen on yıla alıştığı gibi. Bir yarasa topluluğu uçuştu dumanın içerisinden. Kim bilir daha neler vardı bu dumanın içerisinde. Henüz alevlerin yakınına bile gelememişti ki söndürmenin bir hal yolunu bulsun. Bir taraftan yanıyor bir taraftan tütüyordu saman balyası. Yanmak ve tütmek iyidir diye düşündü sonra. Yanmak patlamadır en nihayetinde. Tuttukların patlar önce. Bundan çıkar zaten yangınlar. Hiç gitmemiş, zoraki gömülmüş, nicedir yüzeye çıkmayı bekleyen bir düşünce, geçmişten gelivermiştir ansızın. Düşe düştüğünde yeniden, aniden, işte bir kıvılcım çakar orada o düşünceden. Kurcalamaya başlarsın kıvılcımı ve on yıldır beklediği fırsatı bulmuş gibi parlayıverir, alev alır. Yangın oluverir en sonunda. Haldun Bey yangına yakalandı doktor hanımın odasında. Daha yarım saat önce suyun dibinde yaşadığını anlatan Haldun Bey, “Yangın iyidir.” diye söyledi doktor hanıma, yeter ki dumandan boğulmayalım. On yıldır içine bastırdığı samanlar yüzünden oldukça şişmiş olan Haldun Bey daha fazla şişemeyecek bir noktaya geldiğinde bir gece vakti çukur kazdı bahçesine. Çukur kazma işi zordur diye düşünmüştü başlarken ama ne kadar hızlı kazdığını gördüğünde kendisi de şaşırmıştı. Zannetmişti ki samanları toprakla buluşturursa rahatlar. Öleceği hiç aklına gelmemişti. O gece o çukurda öldü Haldun Bey. Sonradan duyduğuna göre yokluğunu fark eden veya intiharına saygı duyan (dışarıdan intihar olarak görünmüştü demek ki) üç beş kişi olmuş. Yıllar sonra artık başkası olduğunu söyleyen biri olmuştu. İki yıl sonra topraktan kalktı Haldun Bey. Gözlerini açtı yavaş yavaş. Üzerindeki toprağı silkeledi. Yokladı bedenini kabaca. Şişliği inmişti inmesine. Gel gör ki içinden bir koku geliyordu. Ağzını her açışında çürümüş saman kokusu buram buram dışarı çıkıyordu. Küfretti Haldun Bey. Bunca yıl sonra dirildim. Niyetim ölmek değildi lakin madem ölmüştüm, bari samanlar toprağa karışmış olarak dirilseydim. Yazık ki çürümüşler. Düşündü taşındı Haldun Bey; her türlü pislik en iyi yıkamayla temizlenir. Kalktı çukurdan ve yeniden kazmaya başladı. İyice genişletti çukuru. Havuza dönüştürdü. Topraktan kalktığından beri her yılın bir ayı bu sefer de suya yatırır Haldun Bey içini.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: